24/5/2008 ·

Çevre kirliliği veya kirlenmesi şu şekilde tanımlanmaktadır: Bütün canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen, cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin; hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayıdır. Veya “Çevre kirliliği, ekosistemlerde doğal dengeyi bozan ve insanlardan kaynaklanan ekolojik zararlardır.”

Çevre Kirliliğinin Nedenleri
Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve
toprakta yüksek oranda birikmesi ile çevre kirliliği meydana gelmektedir. Başlıca kirleticiler
şunlardır;

Başlıca kirlilik çeşitleri ise şunlardır: Hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, gürültü
kirliliği ve radyoaktif kirlilik. Bunlar hakkında özet bilgiler aşağıda verilmiştir.

Hava Kirliliği
Atmosferde toz, duman, gaz, koku ve saf olmayan su buharı şeklinde bulunabilecek
kirleticilerin, insanlar ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verebilecek miktarlara yükselmesi,
“Hava Kirliliği” olarak nitelenmektedir. Havayı kirleten maddelerin sınır değerleri (havada
zararlı olmayacak derecedeki en yüksek değerleri), her ülkenin ilgili kuruluşları tarafından
yönetmeliklerle belirlenir.
Kirletici maddelerin niteliğine göre, canlılara vereceği zarar şekil ve dereceleri de
değişir.
Hava kirliliğine karşı alınabilecek önlemler, kirlilik kaynağına göre (fabrika, termik
santral, konutlar, taşıt araçları) çok çeşitlidir.
Bu önlemler başta eğitim alınmak üzere teknik, hukuksal önlemler olmak üzere başlıca
3 grupta toplanabilir.
Su Kirliliği
Su kirliliği, istenmeyen zararlı maddelerin, suyun niteliğini ölçülebilecek oranda
bozmalarını sağlayacak miktar ve yoğunlukta suya karışma olayıdır.
Konutlar, endüstri kuruluşları, termik santraller, gübreler, kimyasal mücadele ilaçları,
tarımsal sanayi atık suları, nükleer santrallerden çıkan sıcak sular ve toprak erozyonu gibi
süreçler ve maddeler su kirliliğini meydana getiren başlıca kaynaklardır. Bunların hepsi
doğrudan doğruya veya dolaylı olarak canlı ve cansız varlıklara zarar vermektedir.
Suların kirlenmesine karşı alınabilecek önlemler iki grupta toplanabilir:
(1) Su kullanımında tasarruf sağlayacak önlemler (ev idaresi, tarımsal sulama,
sanayide su kullanımı vb.).
(2) Suları temizleyen teknik önlemler.
Birinci gruba giren önlemler, atık kirli su miktarını azaltmayı öngörmektedir. Teknik
önlemler ise, suyun kirlenmesini ve kirlenmiş suların arıtılmasını sağlarlar.


sokakkedisi.net


Toprak Kirliliği
“Toprağın verim gücünü düşürecek, optimum toprak özelliklerini bozacak her türlü
teknik ve ekolojik baskılar ve olaylar”, toprak kirliliği veya toprak kirlenmesi olarak nitelenir.
Toprak kirlenmesi, hava ve suları kirleten maddeler tarafından meydana getirilir.
Örneğin, kükürtdioksit oranı yüksek olan bir atmosfer tabakasından geçen yağmur
damlacıkları “asit yağışları” halinde toprağa gelir. Toprak içine giren bu asitli sular ağaç
köklerini, bitkisel ve hayvansal toprak canlılarını zarara uğratır. Toprağın reaksiyonunu
etkileyerek besin maddesi dengesini bozar, taban sularını içilmez hale getirir. Aynı şekilde
çöp yığınlarından toprağa sızan sular, kirli sulama suları, gübre çözeltileri, radyoaktif
maddeler, uçucu küller, toprağı kirleten madde ve kaynaklardır.
Toprak kirliliğini önlemek için çok çeşitli teknik, ekolojik ve hukuksal önlemler alınır.
Bu konuda daha geniş bilgi edinmek için, bakınız Çepel (1997, s.1 – 112).


Radyoaktif Kirlenme
Nükleer enerji santralleri, nükleer silâh üreten fabrikalar , radyoaktif madde artıkları
radyoaktif kirlenme yaratan başlıca kaynaklardır. Radyoaktif maddeler yaymış oldukları
elektronla hava, su, toprak ve bitkilere zarar verir. Radyoaktif maddeye sahip (radyasyonlu)
hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara
ve diğer canlılara taşır. Bunun sonucunda bağışıklık mekanizmasını felce uğratmak, organları
zedelemek gibi tedavisi olanak dışı olan hastalıklar meydana getirirler.
Gürültü Kirliliği
“Gürültü Kirliliği” denince, “insanlarda sağlık bakımından geçici bir zaman için
veya sürekli olarak zarar meydana getiren sesler” anlaşılır.
Gürültü kirliliği yaratan başlıca kaynaklar şunlardır: ulaşım araçları, sanayi
kuruluşları, sosyal donatım, eğlence araçları.
Gürültü insanların sinir sistemlerinden, kan dolaşım sistemlerine ve kas gerilimlerine
kadar çok çeşitli zararlar meydana getirir.
Gürültü zararlarına karşı teknik ve biyolojik önlemler alınabilir. Bunlar tamamen özel
konular olduğundan ayrıntıya girilmeyecektir.
Buraya kadar, çeşitli çevre kirliliği olayları özet olarak açıklanmaya çalışılmıştır.
Genel anlamda çevre kirliliğine karşı alınabilecek önlemler çok çeşitli olup, bunların en
önemlileri bir çizelge halinde verilmiştir.



küresel ısınma nedir?



Atmosfer,okyanuslar,okyanus akıntı sistemi,kutup bölgeleri,ormanlar,çöller,buzullar, yanardağlar,insan etkinlikleri gibi birçok değişken vardır.bunların iklim sistemi üzerindeki tek tek etkileri ve birbirleriyle karşılıklı etkileşimleri hala tam olarak anlaşılmış değil.Hatta bu yönde ele alınması gereken daha çok konu olduğu söylenebilir.Temel nedeni özellikle sanayileşen ülkelerde fabrika gazlarının yaydığı karbondioksitin (CO2)başta olmak üzere sera gazlarıdır.Sera gazlarının yoğunluğunun artmasıyla güneş ışınları atmosferde daha çok tutulur ve yeryüzü sıcaklığı artar.böylece 'küresel ısınma' oluşur.Küresel ısınmaya yol açan sera gazları; temel olarak, fosil yakıtların yakılması ,sanayi (enerji ilişkili; kimyasal süreçler ve çimento üretimi, vb. enerji dışı), ulaştırma, arazi kullanımı değişikliği, katı atık yönetimi ve tarımsal (enerji ilişkili; anız yakma, çeltik üretimi, hayvancılık ve gübreleme vb. enerji dışı) etkinliklerden kaynaklanmaktadır.
Küresel ısınma ile deniz suyu sıcaklığında artış,biyoçeşitlilikte değişiklikler,sahil şeridi erozyonunda artış, tuzluluk ve akıntılardaki değişiklikleri getirir.Deniz seviyesi bir sonraki yüzyılda 30 ila 100 cm arasında yükselebilir.ısı artışı turizmi etkileyebilir ve kuraklık nedeniyle Akdeniz'den elde edilen arıtılmış su talebi artarak tuz oranı yüksek yerel alanların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bugün dünyanın en soğuk bölgesi neresidir sorusuna verilecek kuşkusuz antartikadır.Bu kıtanın hemen hemen tümü (%98)buzla kaplıdır.Yaklaşık yüz milyon yıl önce süper kıta Gondwanadan kopan kıta yavaş yavaş bugünkü yerine oturdu.Antartikada yaklaşık on beş milyon yıldır değişmeyen bir buz takkesi bulunuyor.Kıtayı kaplayan buz tabakası gelen güneş ışınlarının %80-85'ini geri yansıtır.Antartikanın günümüzde bu denli soğuk olmasının temel nedeni budur.Bu yapısıyla antartikanın dünya iklimi içinde önemli bir yeri vardır.Herşeyden önce kıta dünya iklim sisteminin soğutucu birimidir.Okyanuslarla ilişkisi de çok büyük boyuttadır.Şu anda ise alaskadan and dağlarına kadar her yer hızla ısınmakta.

Son 100 yıl içindeki sıcaklık artışını analiz eden uzmanlar, 12 kentin 2070 yılında nasıl bir iklime sahip olacağına yönelik bir model hazırladı. Bremen Üniversitesi’nin uzmanı Prof. Sebastian Kopf, sonuçların daha net anlaşılması için bir de iklim haritası yayınladı. Sıcaklıklar dikkate alındığında 12 kentin de harita üzerinde güneye kaydığı görüldü.
Sonuç olarak küresel ısınma dünyada ve ülkemizde sıcaklık artışları,iklim değişmeleri,hayvan türlerinin azalması ya da yok olması,büyük afetler olarak kendini gösteriyor.Bu da ilerisi için çok büyük bir felaketler zincirini oluşturuyor.




24/5/2008 ·

Basketbol tarihi

 

Basketbol, ABD'nin Massachusetts eyaletinde, Springfield Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) Eğitim Okulu'nda beden eğitimi öğretmeni olan James Naismith tarafından 1891'de yaratıldı. Atlet ve bezbolculara kış antrenmanı yaptırmak amacıyla geliştirilen bu oyunda amaç, tahtadan yapılmış sepetlere topun sokulmasıydı. İlk oynanış şeklinde, 7 kişilik iki takım arasında 20'şer dakikalık üç devre üzerinden oynanmaktaydı. Oyunun asıl hedefini duvarlara asılı sepetler oluşturduğundan, Dr. Naismith tarafından bu oyuna "sepet topu" anlamına gelen Basketbol adı verildi.
Basketbol yaratılmasından kısa bir süre sonra YMCA'yı aşarak bütün okullara, üniversitelere ve hatta semtlerde bulunan jimnastik salonlarına kadar yayıldı. Gençlerde bu spora karşı uyanan istek ve heyecan da kulüpleri basketbol şubeleri açıp takımlar kurmaya zorladı ve böylece basketbol, Amerika'nın en popüler ulusal oyunu haline geldi.

Basketbolün Avrupa'daki ilk denemesi 1893 yılında Paris'in Trevise sokağındaki eski bir jimnastik salonunda yapıldı. Daha sonraları, özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında, basketbolün Avrupa'da yayılmasında Amerikalı askerlerin büyük etkisi oldu. Hızla gelişme gösteren basketbol kısa sürede Avrupa'da da en gözde sporlar arasında yerini aldı.

Amerika, 1897 yılında erkekler, ardından 1900 yılında bayanlar arasında ilk milli basketbol şampiyonalarını düzenledi. Amerikalılar milli spor olarak benimsedikleri basketbolü, 1904 St. Louis Olimpiyat Oyunları sırasında kulüp takımları arasında maçlar düzenleyerek, Olimpiyat Oyunları'na katılan tüm ülkelere tanıttılar. 1905 yılında dünyanın en büyük spor salonlarından New York Madison Square Garden, kapılarını basketbole açtı.

Uzakdoğu'da da 1913 yılından itibaren karşılaşmalar yapılmaya başlandı. Böylece bu oyun birkaç yıl içinde Kanada, Fransa, İngiltere, Avustralya, Çin ve Hindistan başta olmak üzere, tüm dünya ülkelerine hızla yayıldı, özellikle büyük kentlerdeki geniş spor alanlarında yapılan üniversitelerarası karşılaşmalar, basketbolün seyirlik spor olarak yayılmasında önemli katkılar sağladı.

Uluslararası Amatör Basketbol Federasyonu (FIBA), uluslararası karşılaşmaları yönetmek amacıyla, 20 Haziran 1932'de İsviçre'nin Cenevre kentinde İsviçre, Yunanistan, İtalya, Portekiz, Arjantin, Romanya ve Çekoslavakya Basketbol Federasyonları'nın işbirliği ile oluşturuldu. FIBA her dört yılda bir, Olimpiyat Oyunları'nın düzenlendiği şehirde toplanarak, basketbolü daha çekici hale getirmek için gerekli kural değişiklikleri yapmakta.

1935 yılında ilki yapılan Avrupa Basketbol Şampiyonası, 2 yılda bir düzenlenmekte. İlk kez 1936'da Berlin'de düzenlenen Olimpiyat Oyunları'na dahil edildi. 1951 yılında başlayan Erkekler Dünya Şampiyonası'nı 1953'te başlayan Bayanlar Dünya Şampiyonası izledi, Olimpiyat Oyunları'na basketbol dalında bayanlar ilk kez 1976'da katıldılar. Avrupa ligi ise 1995/96 sezonunda başladı.

Türkiye'de Basketbol

 

 

Amerika'da doğuşundan sonra hızla gelişen basketbolün, Türkiye'ye gelmesi de fazla zaman almadı. Ülkemizdeki ilk basketbol oyunu, 1904 yılında Robert Kolejin spor salonunda oynandı. Amerikalı öğretmenlerin yönetimindeki bu maç, bir denemeden niteliğindeydi.

1911 yılında Galatasaray Lisesi beden eğitimi öğretmeni Ahmet Robenson, basketbol kurallarını dilimize çevirerek, yönetmeliğe uygun 10'ar kişilik takımlar arasında karşılaşma yapılmasını sağladı. Ancak bu çalışmalar teknik bilgi eksiklerinden dolayı olumlu sonuç vermedi. 1913 yılında Fenerbahçe Kulübü, faaliyetleri arasına basketbolü da kattı. Kulüp 1919 yılında Amerikalı bir öğretmen getirdi, ancak rakip bulunamadığı için, çalışmalarını durdurmak zorunda kaldı.

Basketbol konusunda ülkemizdeki ilk ciddi çalışmalar 1920'lerde başladı. 1919'da Türkiye'de şube açan Amerikan Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) Müdürü Dr. Deaver, Selim Sırrı Tarcan'ın girişimleriyle Cağaloğlu Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerine basketbolü öğretti. 4 Nisan 1921'de Ahmet Robenson, Hilmi Bey, Mişel Efendi, Ziya Bey ve Armenak Efendi'den kurulu okul takımı ile YMCA'lı Amerikalılardan kurulu takımın karşılaşması 18-14 Amerikalıların lehine sonuçlandı.

Türkiye'de ilk basketbol ligi 1927 yılında İstanbul'da kuruldu. Musevilerden oluşan Maccabi, 1933 yılına kadar şampiyonluğunu sürdürdü. 1933 yılında ise TİCİ'nin basketbolü ele alması ile ilk basketbol resmi ligi düzenlendi. Naili Moran ve Feridun Şerifzade'nin çalışmalarıyla güçlenen Galatasaray Takımı ile ilk yılı şampiyon bitirdi, dört yıl boyunca da şampiyonluğu kimseye kaptırmadı. (1933-36).

Uluslararası alandaki ilk maçımız, 24 Haziran 1936'da Yunanistan ile yapıldı. Yunanistan Milli Takımını kendi paralarıyla ülkemize getiren sporcularımız, Beyoğlu Halkevi Salonu'nda yapılan bu ilk uluslararası karşılaşmayı 49-12 kazandı. Milli Takımımız daha sonra 1936 Berlin Olimpiyatları'na katıldı, ancak dereceye giremedi.

1940'larda duraklama dönemine giren basketbol, 1946'dan itibaren Ankara, İstanbul, ve İzmir'in ilk derecelere giren takımlarının oynadığı Türkiye Şampiyonası'nın düzenlenmesi ile yeniden hareketlenmeye başladı. 1949 yılında Kahire'de yapılan Avrupa Basketbol Şampiyonası, Türkiye'nin katıldığı ilk Avrupa Şampiyonası oldu. Türk Milli Takımı bu şampiyonada Avrupa 4'cülüğünü elde etti. 1950'de düzenlenen, "Uluslararası İstanbul Basketbol Turnuvası" ülkemizde bu dalda yapılan ilk uluslararası organizasyon oldu. Bu turnuva ile basketbol, ülkemizde en çok sevilen sporlar arasına girdi, gençler ve bayanlar arasında da ilgi görmeye başladı. 1956'da yapılan ilk gençler birinciliğini de Gazi Eğitim Enstitüsü kazandı. 1959'daki İstanbul'da yapılan Avrupa Basketbol Şampiyonası'nı, Türkiye Basketbol Federasyonu'nun kurulması izledi. 1960 yılında ise Türk Milli Basketbol Takımı ilk kez Sofya'da yapılan 2. Balkan Şampiyonası'na katıldı.

13 Aralık 1966 tarihinde yayınlanan 12476 sayılı yönetmelikle, bugün kısaca "Deplasmanlı Basketbol Ligi" adıyla andığımız ligler başlatıldı. 1968-69 sezonundan itibaren Basketbol Federasyonu, Deplasmanlı İkinci Ligi kurdu. Ayrıca 70'li yıllarda bazı özel kuruluşların da basketbol takımları oluşturmaları ile Türk basketbolü canlanma dönemine girdi. 1977 yılında Fransa'da yapılan "Avrupa Yıldızlar Basketbol Şampiyonası"nda Türkiye, Avrupa Şampiyonluğu'nu kazandı.

21/5/2008 ·

TÜRKÇE TESTİ HERKES ÇÖZSÜN :D

1. Ocak __________ ilk ayıdır.
a) haftanın
b) ayın
c) yılın


2. Keçi _________ bir hayvandır.
a) yabani
b) vahşi
c) evcil


3. "Bilgisayar öğretmenimi çok seviyorum."  cümlesinde kaç kelime vardır?
a) 4
b) 3
c) 5


4. Aşağıdakilerden hangisi cümledir?
a) Sınıfta gürültü yapmayınız.
b) Bilgisayarın faresi
c) İnternetteki dergi


5. "Bize mektup getiren kişiye _________ denir."  cümlesinde boş bırakılan yere hangi kelime
getirilmelidir?
a) PTT
b) postacı
c) posta


6. "Yılın son ayı _________ tır." cümlesinde boş bırakılan yere hangi kelime getirilmelidir?
a) eylül
b) ocak
c) aralık


7. "Bilgisayarın karşısında fazla oturmayınız."  cümlesinde kaç hece vardır?
a) 6
b) 10
c) 16


8. "Damlaya damlaya göl olur." cümlesinde kaç hece vardır?
a) 9
b) 6
c) 3


9. Hangisi cümle değildir?
a) Ödevimi yazıcıdan bastırdım.
b) Lazer yazıcı
c) Sitemi arama motoruna kaydettim.


10. "yere-Disketi-düşürmemeye-ediniz- dikkat" kelimeleriyle kurulan en uygun cümle
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Dikkat! Disketi yere düşürmeyiniz.
b) Yerdeki diskete dikkat ediniz.
c) Disketi yere düşürmemeye dikkat ediniz.


11. "Bilgisayarım bozuldu" cümlesinde hangi noktalama işareti kullanılmalıdır?
a) Virgül
b) Nokta
c) Soru işareti


12. "Gazeteyi okudun mu" cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti getirilmelidir?
a) .
b) !
c) ?


13. "Yarın bir kutu disket satın almak istiyorum" cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti
getirilmelidir?
a) Nokta
b) Soru işareti
c) Ünlem işareti


14. Aşağıdaki kelimelerden hangisinin yazılışı yanlıştır?
a) bellek
b) bilgisaray
c) disket


15. Aşağıdaki kelimelerden hangisinin yazılışı doğrudur?
a) taktir
b) yalınız
c) mühendis


16. Aşağıdaki kelimelerden hangisi tekil haldedir??
a) disketler
b) fare
c) bilgisayarlar


17. Aşağıdaki kelimelerden hangisi çoğul haldedir?
a) çocuklar
b) öğretmen
c) güneş


18. Aşağıdaki kelimelerden hangisinin yazılışı yanlıştır?
a) kiraz
b) şoför
c) yagmur


19. Aşağıdaki cümlelerden hangisinin sonuna yanlış noktalama işareti konulmuştur?
a) Dişlerini fırçalamayı unuttu.
b) Kitap okuyor mu.
c) Bilgisayarımı internete bağladım.


20. Soru işareti ile ilgili verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
a) Soru işareti her cümlenin sonuna konur.
b) Sevinç bildiren cümlelerin sonuna konur.
c) Soru işareti soru cümlelerinin sonuna konur.

28/3/2008 ·
ALİ BULDU

Bir gün coğrafya dersinde, öğretmen Ali'yi tahtaya kaldırır. Tahtanın yanında asılı duran Dünya haritasında Amerika'nın yerini bulmasını ister.
Ali de, şıp diye, elini Amerika’nın üzerine koyar. Öğretmen bu kez bütün sınıfa döner ve:
"Söyleyin bakalım çocuklar. Amerika'yı kim buldu?" diye sorar.
Sınıf hep bir ağızdan cevaplar:
"Ali buldu öğretmenim! Ali buldu!"

TERLEMEK İÇİN

Tıp fakültesinin son sınıfında imtihana giren talebeye mümeyyizler sordular:
- Hastayı terletmek için ne yaparsın?
- Arkasına tentürdiyot sürerim.
Başka?
- Kâfur ile yağlarım.
- Başka.
- Aspirin veya benzeri bir tablet aldırırım.
- Başka?
- Biberli pamuk tatbik ederim.
- Başka?
- Çocuk fena hâlde kızarmış, kan-ter içinde kalmıştı. Aklına başka bir şey gelmiyordu.
Birden sevinçle haykırdı:
- Getirir huzurunuzda imtihana sokarım!...

İMTİHAN

Öğretmen, öğrencilere:

- Çocuklar, Allah hepimizin Cennete gitmesini istediği hâlde, neden bizi dünyaya göndermiş, demiş.

Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:

- Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O hâlde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?


FARK

Fen bilgisi imtihanında şöyle bir soru gelmişti:
- Güneş ışığı ile elektrik lambasının ışığı arasındaki fark nedir?
Ali hemen cevabı yazdı:
- Elektrik lambası için her ay para ödüyoruz ama güneş ışığı için bir para ödemiyoruz.

İKİNCİ SORU

Öğretmen, öğrencilere :
-Sizlere sorular soracağım. Birinci soruyu bilene ikinci soru sorulmayacak. Şimdi söyle bakalım Ahmet, bir hindinin kaç tane tüyü vardır?
-9567 tane tüyü vardır öğretmenim!
-Nereden öğrendin bunu?
-Öğretmenim, hani birinciyi bilene ikinci soruyu sormayacaktınız?

BÜYÜK BEBEKLER

Öğretmen Ali'ye sorar:
- Sizin köyde doğan büyük adam var mı?
Ali cevap verir:
-Hayır öğretmenim, bizim köyde hep bebekler doğuyor.

NE ZAMAN AT DİYORLAR?

Birinci sınıf öğrencisi okuldan dönünce annesine:
- Bugün öğretmen bize atlardan söz etti. Ama ben atın ne olduğunu hâlâ anlayamadım, dedi.
- Neden? diye sordu annesi.
- Öğretmenimiz “Atın yavrusuna tay, dişisine kısrak, erkeğine aygır derler.” dedi.
-Bunda anlaşılmayan ne var çocuğum?
- Peki anneciğim, ne zaman ata at diyorlar?

ADRES TARİFİ

Evini kaybeden küçük çocuğa polisler soruyor:
- Yavrum senin evin nerede?
- Parkın karşısında!
- Peki park nerede?
- Evin karşısında!

MUSİKİŞİNAS KÖPEK

Küçük çocuk, keman dersi için evde prova yapıyor, babası da oturmuş gazete okuyordu. Evin köpeği de çocuğun kemanından çıkan melodilere havlayarak eşlik ediyordu. Bu gürültüde babanın gazete okuması mümkün mü?
Bir duruyor, iki duruyor, ama ne çocuk keman çalmayı ne de öteki havlamayı kesiyordu. En sonunda baba, oğluna seslendi:
"Oğlum, şunun bilmediği bir parça çalsana!"

HANGİSİ UZAK

Öğretmen, Zeynep'e sorar:
- Söyle bakalım yavrum, Hindistan mı daha uzaktır, Ay mı?
- Hindistan efendim.
- Nasıl olur kızım?
- Öğretmenim, bazı geceler Ay'ı görebiliyoruz, ama Hindistan'ı hiç gördüğümüz yok ki...

MATEMATİK DERSİNDE

Öğretmen, hayvanlardan söz ederken Nizami'ye bir soru sormuş:
-Dört ayaklı hayvanlardan birkaçının adını söyler misin?
Nizami çok kısa bir süre düşünmüş ve cevap vermeye başlamış:
-At, kedi, köpek ve iki tavuk...
Öğretmen sözünü kesmiş:
-İki tavuk mu dedin? Ne ilgisi var konumuzla?
Nizami cevap vermiş:
-İki tavuğun dört ayağı vardır öğretmenim!

YAĞMUR

Öğretmen o günkü konusunu bitirmişti. Dersin bitmesine de on dakika kalmıştı. Hem bu zamanı değerlendirmek, hem de çocukların konuyu ne kadar anladıklarını yoklamak için, herkese birer soru soruyordu:
- Nalan sen söyler misin yavrum? Yağmur nasıl ve ne zaman yağar?
Nalan çok duygulu bir cevap verdi:
-Bulutlar üzülüp ağladıkları zaman, öğretmenim


HANGİSİ BÜYÜK?

Öğretmen, sosyal bilgiler dersinde bir öğrenciye sorar:
- Söyle yavrum, denizler mi büyük, karalar mı?
- Karalar öğretmenim.
- Ama nasıl olur?
- Tabiî. Denizlerin altı da karalarla kaplı değil mi öğretmenim?

ESKİ KANUN

Öğretmen:
- Çocuklar biliyor musunuz? Dünya üzerinde, yer çekimi kanunu sayesinde duruyoruz.
Öğrenciler:
- Peki öğretmenim, bu kanun kabul edilmeden önce nasıl duruyorduk?

RAKAMLAR

Rakamlar yalan söylemez der öğretmen;
- Mesela bir adam, bir evi on iki günde yapabiliyorsa, on iki kişi bir günde yapabilir.
Ön sırada oturan Ali defterine bazı işlemler yaptıktan sonra parmak kaldırır.
- Öğretmenim bu takdirde 288 kişi evi bir saatte, 17. 280 kişi bir dakikada yapabilir öyle mi?
Öğretmeni Ali'yi şaşkınlıkla dinlerken Ali devam eder. "Aynı mantıktan bir gemi okyanusu altı günde geçerse, altı gemi de bir günde geçebilir demek ki "

MERMER

Öğretmen sordu:
-Ülkemizde mermer en çok nerelerde bulunur?
Çocuk cevap vermiş:
-Merdivenlerde, eşiklerde, masa üstlerinde bulunur öğretmenim.


TELEFON NUMARASI

Öğretmen sınıfa girer girmez Melek parmağını kaldırdı.
Öğretmen:
- Ne istiyorsun? diye sordu.
- Tarih kitabında Kristof Kolomb'un yanına niçin 1451-1506 koyduklarını anlayamadım.
Hakkı parmağını kaldırdı.
Öğretmen, Hakkı'nın bir şey bildiğini sanarak sordu.
- Sen biliyor musun?
- Evet, öğretmenim.
- Öyleyse söyle bakalım.
- Bu onun telefon numarasıdır, öğretmenim.

BENZERLİK

Öğretmen, okullar açıldığı sırada bir öğrenciye:
“Geçen yıl bu sınıfta sana çok benzeyen biri vardı. İkiz kardeşin miydi acaba?”
Çocuk boynu bükük bir şekilde, mırıldanır gibi cevap verdi:
“Hayır efendim, ben sınıfta kaldım da.”

NASİHAT

Annesi Metin’e nasihat ediyordu.
“Oğlum, derslerini günü gününe yap. Bugünün işini hiçbir zaman yarına bırakmamalısın.”
Bunun üzerine Metin yerinden kalktı.
Annesi sordu:
“Nereye gidiyorsun? Lafımı dinlesene!”
Metin hemen cevabı yapıştırdı:
“Yarına kalan kadayıfı yemeye…”

SON DİŞLER

Öğretmen, öğrencilerine sordu:
“Söyleyin bakalım çocuklar en son çıkan diş hangisidir?”
Sınıfta uzun bir sessizlik oldu, sonra bir öğrenci parmağını kaldırıp cevap verdi:
“En son takma dişler çıkar öğretmenim!”

EMEKLİ OLACAĞIM!
Öğretmen, öğrencilerine soruyordu:
“Fatma, büyüyünce ne olacaksın?”
“Hemşire olacağım.”
“Sen olacaksın Mustafa?”
“Subay olacağım.”
“Sen Murat?”
“Öğretmen.”
Sıra, Sedat’a geldi:
“Sedat, büyüyünce sen ne olacaksın?”
“Emekli olacağım…”
MATEMATİK

İki öğrenci aralarında konuşuyorlardı:
¦ Ben bu matematikten bir şey anlamadım.
¦ Neden?
¦ Öğretmen geçen gün dört beş daha dokuz eder demişti, bunu ezberledim. Bugün de kalkmış, altı üç daha dokuz eder, diyor...

MİKROPLAR

–Derin nefes almanın mikropları öldürdüğünü biliyor muydunuz
çocuklar?
–İyi ama öğretmenim, derin nefes almaları için mikropları nasıl ikna
edeceğiz.

GRİ BULUTLAR

Öğretmen, bulutların yeryüzündeki suların buharlaşmasından oluştuğunu uzun uzun anlattıktan sonra ön sıralarda oturan öğrencilerden birine şu soruyu sordu:
- Söyle bakalım oğlum, kara bulutlar neden olur?
Çocuk düşündü, yutkundu, bir şey diyemedi. Onun yanında oturan, parmak kaldırarak şu cevabı verdi:
- Kirli sulardan olur öğretmenim!

NASIL?

Öğretmen ders anlatıyordu:
-Günümüzden yıllarca yıl önce para denen şey yokmuş çocuklar. İnsanlar alışveriş yapmak istedikleri zaman, karşılığında malına göre ya yumurta ya da buğday ya inek ya da değerine göre başka bir şey verirlermiş.
Ersin, parmağını kaldırdı ve söz aldı:
- İyi de öğretmenim, o zamanın insanları bütün bunları cüzdanlarında nasıl taşırlarmış?


ÖBÜR YARISI

Kütüphane memuru, öğrenciye:
- Bu kitaptan yararlanırsanız ödevinizin yarısını yapmış olursunuz, dedi.
Öğrenci sevinçle haykırdı:
- O halde aynı kitaptan iki tane lütfen!

BİLMECE

Öğretmen Rıza’ya sordu:
- Dünya yuvarlak mıdır?
- Hayır öğretmenim.
- Nasıl olur, düz mü yani?
- O da değil.
- Peki nasıl?
- Babamın dediğine bakılırsa karmakarışık.


DİŞ

Öğretmen, tabiat bilgisi dersinde uzun uzun, dişleri anlatmıştı. Dersin sonuna doğru dersi hiç dinlememiş bir öğrenciye sordu:
- Kaç türlü diş vardır?
Öğrenci biraz düşündükten sonra:
- Sağlam diş, çürük diş, takma diş diye cevap verdi.


NE YAPAR?

Öğretmen, Fatma’ya sordu:
“ Altı elma ile beş portakal ne yapar?”
Fatma:
“ Vitamin yapar öğretmenim.”diye cevap verdi.


DURUMU İYİYMİŞ

Babası, Özcan’a sordu:
“Sınıfta durumun nasıl?”
“Çok iyi babacığım. Sobanın yanında oturuyorum.”

 

28/3/2008 ·

Belli bir değer ödeyerek satın aldığımız, kullandıktan sonra işimize yaramadığı için attığımız “çöp”, yarattığı çevre kirliliğinin ötesinde artık sosyal ve ekonomik bir değer. İstanbul’da her gün üretilen 8 bin 500 ton çöpten enerji ve gübre üretilirken, ÇEVKO geri kazanım projelerini hayata geçirip, okullarda eğitim çalışmaları yapıyor, Şişecam yılda 70 bin ton atık cama yeniden hayat kazandırıyor. Bu projeler hem daha az tüketimi destekleyerek kaynak israfını önlüyor, enerji tasarrufu sağlıyor. Türkiye’de yıllık 3 milyon ton geri kazanılabilir atığın ekonomik değeriyse, 150 trilyon lira. 

« Önceki ::